ÖLÜME GİDERKEN

            Müslüman ölüme nasıl gidecek?

  • Ölüm, uykudan uyanmaktır. Rüyanın bitmesidir.

            Ölüm, haktır. Kısa bir ömrün ardından insan asıl evine dönecektir. Kur’an-da: “Her canlı ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döndürüleceksiniz” (Ankebut: 57) diye bildirilmiştir.

  • Peygamberimiz şöyle buyurur:

            “Cebrail bana dedi ki: “Ya Muhammed! Dilediğin kadar yaşa, bir gün öleceksin, istediğini sev, nihayet ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, mutlaka onun hesabını vereceksin.” (Ramuz el-Ehadis: 331/9)

  • Ölüm asla unutulmamalıdır. Allah Rasulü: “Ölümü çok hatırlayın. Kim ki ölümü çok yâd ederse, Allah onun kalbini ihya eder ve kolay ölüm nasip eder.” (Age: 80/15) diye müjdelemiştir.  

            Ölüm en güzel vaizdir. Ders almak isteyen ölümü, ölenleri düşünmelidir.  

            İnsan dünyada emanetçidir, kiracıdır, yolcudur. İnsan bu gerçeği bilirse, pişman olanlardan olmayacaktır.             – İnsan, peygamberimizin tavsiyesine göre ölmeden önce ölmelidir. İnat etmemelidir. Ölmeyecek-miş gibi yaşamamalıdır. Bugün yakınlarımızı mezara yerleştiriyoruz. Mezarların üzerinde dolaşıyoruz. Mezar taşlarındaki bilgileri ve vasiyetlerini okuyoruz. Ama yerine getirmiyoruz. Ölüm sohbetleri yapıyor ve dinliyoruz. Ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Ölüleri omuzlarımızda taşıyoruz, dönerken öleni ve bizim de öleceğimizi unutuyoruz.              – Müslüman, imanla gitmek için çalışmalı ve kurtulamama endişesi taşımalıdır. Hayat, bir namazlık saltanattır. O da namaza lâyıksa. Kabir, ne zaman gelecek diye sahibini bekliyor. Ölümle doğum arasına sıkışıp kalınmamalıdır. İnsana ibret alacağı kadar ömür verilmiştir.             Kur’an-da: “O, hanginiz daha amel edeceksiniz diye ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk:

2) buyrularak uyarı yapılmıştır.  

            Yatağan mezarlığının kapısında şu mısralar yazılıdır:  

            “Çıkmışsa ilahi emir bahane bol,

 Toprakta başlar toprakta biter bu yol.” Evet bu yol bir gün mutlaka bitecektir.

  • Müslüman, faniliğini unutmamalıdır. Bu dünyada kimse kalıcı değildir.  
  • Müslümanın vasiyeti hazır olmalı, zaman zaman okumalı ve öleceğini hatırlamalıdır.  
  • Müslüman, nasıl öleceğini öğrenmek isterse, yaşayışına, yaptıklarına ve yiyip içtiğine bakmalıdır. Allah Rasülünün bildirdiğine göre insan yaşadığı gibi ölür, öldüğü gibi muamele görür.              İnsanın son sözünün ne olduğu önemlidir. “dervişin fikri ne ise zikri de odur.” derler. Biri ölüm döşeğinde: “Taş getir, kum getir” der. Başka söz söyleyemez. Kulağına “Usta, iş bitti, iş paydos!” derler. Abdestli, namazlı ömür yaşayan “Allahü Ekber” der. Peygamber dostu: “Niçin geldin ya Rasülellah! Zahmet ettin. Ben geliyorum” der, göçer gider bu dünyadan.
  • Göçüş şekli çok önemlidir. Kur’an-da: “Artık gözünüzü açın! Ne zamanki can, köprücük kemiğine dayanır. Son çare; tedavi edebilecek kimdir? denir. Can çekişen, bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar. Ayakları birbirine dolanır. İşte o gün gidilecek yer sadece Rabbinin huzurudur.” (Kıyame: 26-30)   
  • Son an, soğuk soğuk terlerken, kelime-i tevhid telkin edilecek daha önce dil alışkanlığı yoksa, iman kavgası başlayacak. Şeytan son oyunlarını oynayacak, son tuzaklarını kuracak. Daha önce aldattıysa, imanı çalmak kolay olacak.

            Azrail emaneti alacak, dil susacak, göz görmez olacak, ayaklar, eller tutmayacak, dünya fayda vermez olacak, üzerindeki dünya elbiseleri çıkarılacak, cepler boşaltılacak. Cenaze hazırlıkları başlayacak, yıkama, kefen, namaz, kabir… Gergeniş dünya bırakılacak, daracık kabre girilecek.

            Dünyada örtünmeyip kefenle örtündüyse, hayatta namaz kılmayıp musalla taşında namazı kılındıysa, hayatta yüzü kıbleye dönmeyip, kabirde yüzü kıbleye çevrildiyse, onun için bunların pek önemi olmayacak, faydası dokunmayacaktır.  

            Dünyada iyi olmadıysan musalla taşında “nasıl tanırsınız” sorusuna “iyi biliriz”, hak hukuka riayet etmediysen, “helâl olsun” sesleri bir işe yaramayacak.

  • Kabre konulunca dünya ehli geri dönecek, mal geride kalacak “Allah affetsin” diyecekler. Affe lâyık değilsen, söz yerini bulmayacak.

            Yakınların, mezarını yaptırıp bir taş dikecekler. “Doğdu-öldü” yazacaklar. Altına da “Ruhuna Fatiha” yazdıracaklar. Dualarla değil, alkışlarla geldiysen, bir ömür boyu Fatiha düşmanlığı yaptıysan, okunan fatihalardan bir nasip alamayacaksın, pişman olacaksın, ama nafile…

            Sevgili Peygamberimiz: “Her kul öldüğü hal ve yaptığı amel üzere dirilir.” buyurmuş. (Müslim, Cennet: 83)

            Sen, hayatında Kur’an okuyamadıysan, son anda başında Kur’an okunması neye yarar.

            Allah tevbeleri can boğaza gelmeden kabul eder. Böyle de olsa sen herşeyi sona bırakma. Onun için bir an önce derlenip toplanmaktan başka çaren var mı?

            Necip Fazıl şöyle der:

            “O dem ki, perdeler kalkar, perdeler iner;

            Azraile: “Hoş geldin” diyebilmek de hüner.”             – Osmanlı alimlerinden Hamza Efendi şöyle der:

            On şey, son nefeste imansız gitmeye sebep olur:

  1. Allah’ın emirlerini, yasaklarını öğrenmemek,
  2. İmanını ehli sünnet itikadına göre düzeltmemek,
  3. Allah’a ve iyilik gelmesine sebep olanlara şükretmemek,
  4. İmansız olmaktan korkmamak,
  5. Beş vakit namazı vaktinde kılmamak,
  6. Faiz alıp vermek,
  7. Dinine bağlı olan müslümanları aşağı görmek ve bunlara kötü sözler söylemek,
  8. Fuhuş sözleri söylemek, yazıları yazmak, resimleri yapmak,
  9. İnsanlara, hayvanlara kendine zulmetmek, eziyet etmek,
  10. Dünya malına, rütbesine ve şöhretine düşkün olmak. Hz. Ali: “Dünya yılan gibidir. Cildi yumuşak fakat zehiri öldürücüdür.” demiştir.  
  • İmanlı ölmeye hazır mıyız?

            İmam-ı Azam şöyle demiştir: “Kuldan imanın alınması, genelde o kulun sorundan korkmamasındandır.”

            Şah-ı Nakşibend Hazretlerine:

  • Falan su üstünde yürüyor, havaya seccade serip namaz kılıyor, çoğu zaman kâbede namaz kılıyor, diye övmüşler. O da:
  • Önemli değil diye cevabı vermiş.
  • Peki sizin için önemli olan nedir? demişler.  
  • Benim için önemli olan o güzel halini son ana kadar muhafaza edip, imanla gitmesidir, demiş. Önemli olan gidiştir. Hüsn’ühâtime ile hayatı noktalamaktır.  

            Bir Allah dostuna sormuşlar:  

  • Biz ölmek istemiyoruz, acaba neden? demişler. O da:
  • Dünyanı imar etmişsin, ahiretini hep ihmal etmişsin de ondan, cevabını vermiş. Bir çoklarımızın ahirete gitmeye hazırlığımız da yok, yüzümüz de yok. “Ne getirdin? Neyin var?” sorusuna verecek cevabımız hazır değil.

            Rahmetli hocam son anında iyice halsiz düştüğü bir anda aniden doğruluyor: “Defol, beni bir bardak su ile mi kandıracaksın” diyerek elini sallıyor. Biraz sonra kelime-i şahadet getirerek ruhunu teslim ediyor. Şeytana imanını kaptırmadan göçüyor. Dünyadaki arzusu, imanla ölmek olmadıysa, belki imanını kurtaramazdı.              Bir kaza sonuncu şuurunu kaybedip morgdan dönen bir ehli iman anlatıyor: “Şeytan o anda o kadar güzel ve merhametle yaklaşıyor ki, elinde buz gibi bir bardak su “Al suyu, ver imanı” diyor, suyu uzatıyor. Meseleyi bilmeyen, korkarım aldanır.” diyor.  

            Demek ki, insan son anda imansız da gidebilir. Niceleri iyi halini muhafaza edememiş, ayağı kaymıştır.

            “Allah iman Kur’an nasip etsin” “Hüsnü hatime nasip etsin” denilen bu işte.

            “Su testisi su yolunda kırılır” derler.  

            Trafik kazasından sonra muavin yaralanmış, gidici. Kelime-i tevhid telkin etmişler. O:

            – Ob, ob, ob diyerek can vermiş.  

            Hayatını eğlence ve oyunla geçirene de aynı telkin yapılır. O hiç duymaz, parmaklarını kıtlata kıtlata ölür gider.  

            Son anda sıkıntı çeken, dili tutulan usta kelime-i tevhide, getirilen kelime-i şahadete cevap veremez. Biri: “Bu adam ezan okununca dinler saygı gösterir ve davete icap ederdi” der. Bunun üzerine ezan okurlar, rahat, güzel bir şekilde ölür.  

            Adam köpekleri çok severmiş, köpek besler, köpek gezdirirmiş. Söylenenlere de kulak asmamış, ölürken köpek gibi hırlayarak ölmüştür.              Çanakkale’de ağır yaralanan muzaffer komutanın son sözü, gözlerini kaybettiği için: “Asker! Kıble ne tarafta? olmuştur. İnsan, ne yapar ve nasıl yaşarsa, ona bağlı olarak ölecektir. Bazıları “ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti” olacaktır.” Allah ona da şöyle demişti:

            “Allah sizin için İslâm’ı seçti. O halde müslümanlar olarak ölünüz.” (Bakara:

132)+(Al-i İmran: 102)

            Kur’an-da:

  • Şöyle dua etmemiz isteniyor: “İman ettik, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al ey Rabbımız!” (Al-i İmran: 193)
  • ”Ey Rabbımız! Bize bol bol sabır ver. Müslüman olarak canımızı al.” (A’raf: 126)
  • “Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat!” (Yusuf: 101)

            Müslüman, Kur’an-ın muhatabıdır. Kur’an müslüman için uyması gereken talimattır.

            Müslüman, Kur’an-dan mesajları alacak ve o istikamette yaşayacaktır. Hocam: “Yiğit er meydanında belli olur” derdi.  

            Bakalım nasıl yaşayacağız ve nasıl öleceğiz. 

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir