MUTLU AİLE İÇİN NELER YAPILMALIDIR?

            Her şeyden önce inançlı, arlı, hayalı, iffetli, onurlu, çocukların anası olabilecek, ailenin reisi olabilecek eş seçmek, birinci şart bu. Bundan sonra : “gözümüzü aydınlatacak evlatlar ver” (Furkan : 74) “Soyumuzdan gelenleri namaz kılanlardan eyle” (İbrahim :40) diye hayırlı evlât için dua edilmelidir.             Bir hadiste peygamberimiz : “Sizden kim hanımına yaklaşırsa, Allah’ın adını ansın. Şöyle desin : “Bizi şeytandan, şeytanı bizden uzak tut Allah’ım!” Böyle olunca şeytan doğan çocuğa zarar veremez” buyurmuştur. (Prof. Dr. İ. Canan Hadis Ans : 15/412)

            Doğumda ebenin dindar olması, ağzı besmeleli olmasada önemlidir. Doğunca : “İnşallah sağlıklı ve hayırlı insan olur” demesi bile yeterlidir.

            Annenin hamile iken kötü şeyler düşünmemesi, haramdan kaçınması ve helâl süt emzirmesi, çocuğu terbiye edilebilir hale getirir.

            Atalarımız ne güzel demiş : “Haram yiyenin haramı evladı olur” diye. Hayırlı evlatları, hayırlı ana babalar yetiştirir.

Çocuk dünyaya geldikten sonra; ezanla, kâmetle, ağzı dualı bir insanın çocuğa ad vermesi de çok önemlidir.

            Sevgili Peygamberimiz : “Çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunursa, çocuklardan ayrılmayan bir şeytan vardır ki, ona zarar veremez” buyurur. (Age : 1/309)

            Analar çocuklarına abdestsiz süt emzirmemelidir. Rahatsız olan bacımız, meme ucunu yıkayarak, abdest alarak emzirmelidir. Yabancı, huyu kötü kadınlara emzirtilmemelidir. Çocuk besmelesiz yatırılıp kaldırılmamalı, besmelesiz yedirilip içirilmemelidir. Kadın her türlü huydan, doğumdan önce ve sonra kaçınmalıdır. Kaçınmazsa, kadının huyu çocuğa tesir edecektir. (Sünnette Terbiye İ. Canan : 96)

            Peygamber (AS) : “Çocuklarınızı ahlâksızlara emzirtmeyin” buyurmuştur.

            İbn-i Sina’da : “Çocuğu emziren kadın, sağlıklı, iyi huylu olmalı” der.

            İ. Gazali’de : “Haram yiyen kadından süt emen çocuk, kötülüğe meyleder. Çocuğun hamuru necasetle yoğrulmuş gibi olur” demiştir.

            “Çocuğun ilk sözü : “Lâ ilâhe illallah olsun” , “yedi yaşında namazı öğretin, on yaşında kıldırın” diyor peygamberimiz. (R. Salihin : 1/338) Cenab-ı Allah’da “Namazı emret” diyor. (Tâhâ : 132)

            Bir hadiste : “Çocuğu üç sevgi ile yetiştirin : Allah sevgisi, peygamber sevgisi ve Kur’an sevgisi” buyrulmuştur. Kur’an’da da : “ Cehennem ateşinden koruyun” emri yer alır.

(Tahrim : 6)

            Çocuklara dinlerini öğretmek her anababanın başta gelen görevidir. Ana baba, hayır duayı da çocuğundan eksik etmeyecektir.

            “Her çocuk anababa için imtihandır” (Tegabün : 15-Münafikun) : 9 Enfal : 27)

            Her yönü ile çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Hayvanlar bile yavrularını bırakıvermez. Yaşaması için korunması için ne lazımsa yapar.

            Çocukların maddî ihtiyaçlarının karşılanması yeterli değildir. Karınlarını doyurduğumuz gibi ruhlarını da zihinlerini de doyurmamız gerekir. İç dünyasını güzelleştirmemiz lâzımdır.

            Evlât, ana babanın ya cenneti olacak ya da cehennemi olacaktır. Hamuru karıp, şekillendirip, pişirmeyi beceremeyenlerin pasta yiyemeyeceği gibi çocuklarını güzel terbiye edemiyenlerinde evlat mürüvveti göremeyeceği muhakkaktır.

            17.04.2003 tarihinde bir bacı telefonda şöyle bir soru sordu.

            -Buluğ çağına girmeden çocuk ölse nereye gider? “Cennete” dedim. Bunun üzerine dedi ki:

-Benim çocuğum kötü olacak, ben çocuğum cehenneme gitmesin diye onu öldüreceğim!” Dedim ki :

            -Peki o cennete gitti, sen ne olacaksın? Onu güzel yetiştir; hem o cennetlik olsun hem de sen.” Dedim.

            Bir kardeşimiz de şöyle yakınıyor ve soruyordu :

            Yıllarca eşimle çalıştık yemedik içmedik ev yaptırdık. Ama evde hiç huzurumuz yok. Çocuklarımıza söz geçiremiyoruz. Ne yapalım?

            -“Ev, para derken çocukları kaybettik desene” dedim

            -“Evet” dedi.

            Bir kadın çocuğunu yetiştirmeye kararlı. Düzenlenen konferansa katılıyor. Konu : “Çocuk yetiştirmek” konferans sonrası kadın soruyor :

            -Çocuğumu ne zaman terbiye edeyim? Adam soruyor:

            -Çocuğunuz kaç yaşında?

            -Bey yaşında” deyince adam :

            -Hanım efendi derhal evinize gidin, 5 yıl gecikmişsiniz” diyor.

            Terbiye ana karnında başlar. Her günün, her ayın ve her yılın terbiyesi vardır. Bu konuda ihmal olursa, kolay kolay telafi olmaz. Ailede ananın vereceği terbiye başka, babanın vereceği terbiye başkadır.

            23 Eylül 2002 okullar yeni açıldı. Emekli olduğum okuldan bir öğretmene :

            -Hayırlı olsun, nasıl okul, çocuklar nasıl? demiştim. Bana:

            -İyi değil, 2800 öğrenci var, 750’sinin anası babası boşanmış…” dedi “sen anlayıver” demek istedi.

            Hiçbir insan ahlâklı veya ahlâksız doğmaz. Kötülüklerle mücadele, hastalıklarla mücadele gibidir. Çocuğu hastalıklardan nasıl koruyorsak, kötü ahlâktan ve kötü alışkanlıklardanda öylece koruyabiliriz. İyi olsun demek ve iyi olmasını istemek yeterli değildir. Çocuğun iyi olması için çalışmak gerekir.             Birde terbiyenin esası, çocukları kötü arkadaştan korumaktır. Kutatgu Bilig de :

“Arslanların yanında köpek, arslanlaşır. Köpeklerin yanında arslan köpekleşir” demiştir. Ashab-ı Kehfin yanında köpeğin aziz olması gibi…

            İ. Gazali : “Terbiyenin esası, çocuğu kötü arkadaştan korumaktır” demiştir. Kötü arkadaştan korursanız, kötü alışkanlıklardan korumanız kolaylaşır.

Peygamber (AS) şöyle der : “Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha güzel bir hediye bağışlamış olamaz.” (Tirmizi Birr : 33) Mal, dünya sevdası, uğruna, çocuğuma mal, miras bırakacağım” derken, çocuklarımızı kaybetmeyelim.             Son zamanlarda ne yazık ki, aileler çocuklardan, çocuklarda ailelerden koparılmıştır. “Çocuksuz aile”, “Bir bebek bir köpek veya köpekle yetinme sevdasına düşülmüştür. Doğum sezeryanla olacak, çocuğu süt anası emzirecek, çocuğu bakıcılar büyütecek… Böyle nasıl aileler korunacak?

            Ailelerin sigortası çocuklardır. Onların iyi yetişmesi aileler için artı puandır.

            Aile yuvalarını ayakta tutmak için iki tarafın anlayış ve uyumlu olması gerekir. Aile fertleri olaylar karşısında kendini eşinin yerine koymayı becerebilirse, bir çok pürüz kendiliğinden hallolacaktır.

            Aile fertleri, her bir problem için “özür dilerim, ben hatalıydım” demesini becerebilirse, hiçbir problem büyümez. Aile içinde insan “bende hiç suç yok mu? der, olanları gözden geçirirse fazla hırçın ve inatçı olmayacaktır.

            Hatasını kabul edip özür dilemek kimseyi küçültmez. Aksine insanı büyütür. En önemlisi aileyi kurtarır.

            Zaman zaman “seni seviyorum” demek, aile bağlarını sağlamlaştırır, bazen nikâhı bile kurtarır.

            Mutlu bir aile için aile fertlerinin rollerini iyi oynaması ve görevlerini noksansız yapması lâzımdır.

            Kavga gürültü ve geçimsizliklere çoğu zaman incir çekirdeğini doldurmayan basit şeyler sebep oluyor. Hiç yoktan büyüyor. Hele karşı taraf cevap verirse, susmasını bilmezse, iş çığrından çıkıyor. Problemi büyütmemek, büyük görmemek esastır.

            Her ailede mutlaka bir problem vardır. Hatasız kul olmaz. Önemli olan hatada ısrar etmemektir. Hoşgörülü olmaktır.

            Bir gün karı koca olarak bir aile Hz. Peygambere ziyarete gelmişlerdi. Beyefendi, konuşma sırasında : “Biraz geçimimiz dar, zorlanıyoruz” deyivermişti. Hanımefendi söze karıştı, kocasına:

            -Sen Allah’ı Rasûlüne şikayete mi geldin? diyerek şikayetin uzamasına mani olur.             Hepimize ders olacak Allah Rasûlünün bir hadisi var : “Kendinizden üsttekilere bakıp imreneceğinize, üzüleceğinize kendinizden aşağıdakilere bakıp halinize şükrederek mutlu olun”

            Herşeyin ölçüsü para, mal ve dünya menfaati değildir. Huzur ve mutluluk, maneviyat ve fedakârlıklar üzerine kurulur.

            Bir evde iyilik de güzellik de, mutsuzluk da paylaşılmalıdır. “Senin, benim” olmamalı, hiçbir şey gizli tutulmamalıdır. Devamlı karşı tarafa güven verilmelidir.

Evlerinde huzur isteyenler, evlerinde her an manevi bir hava estirmelidir. Her şeyde temizlik helâllik ve meşruluk gözetilmelidir. Evde günah ortamı oluşmasına müsaade edilmemelidir. Evdeki manevi havayı bozacak giyim, davranış ve alışkanlıklardan kaçınılmalıdır.     

            Aile yuvasında; giyim kirliliği, gıda kirliliği, söz kirliliği, ekran kirliliği, gazete dergi kirliliği, internet kirliliği olmamalıdır.

            Önemli bir husus da, kadının haklarının gözetilmesidir. Çünkü kadın Allah’ın emanetidir. Allah adına söz verilerek alınmıştır. Kadınla iyi geçinmek, ona iyi davranmak Allah’ın emridir. (Nisa:19) Cezalandırmak Allah’a mahsustur. Hata anında öğüt ve nasihat Hz. Peygamberin sünnetidir.

            Sadece erkeğin kadında hakkı yoktur. Kadınında erkekte hakkı vardır.

            Kur’anda : “Hanımlarınız sizin için bir örtü, sizde onlar için bir örtüsünüz” (Bakara : 187) buyrulmuştur.

            Allah Rasûlüde : -“Kadınlar hakkında hayırlı olup, nezaketle muamele etmenize dair vasiyetime uyunuz”, buyurmuştur. (Buhari Enbiya : 1)

            – Bir hadiste de : “Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara “çirkin” demeyin, fena söz söylemeyin” buyrulmuştur. (Müslim:4/385)

            -“En hayırlınız eşine ve çocuklarına hayırlı olanınızdır.” (Riyaz us-salihin : 2/148) demiştir.

            Veda Hutbesinde de : “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Zira onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Sizin onlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onlarında sizin üzerinizde hakları vardır” diyerek sıkı sıkı tembih etmiştir.

            Aile yuvalarının devamı için önce çocuklara, seven ana baba imajı verilmelidir. Görevler noksansız yapılmalı, asla ihmal edilmemelidir.

            Ayrıca büyük anne, büyük babaya karşı görevlerde kusur edilmemelidir. Her zaman ihtiyaçları karşılanmalı, gönülleri alınmalıdır. Onlarla istişare edilmeli, hayır duaları alınmalıdır. Çocuk ana babasının bu görevini yaptığını mutlaka görmelidir.

            Eşin ana babası da ana baba yerine konmalıdır.

            Diğer akraba bağları da sağlamlaştırılmalıdır. Ziyaret, ikram, saygı, sevgi eksik edilmemelidir. İhtiyaçları giderilmelidir.

            Hatta komşu hakkına da riayet edilmelidir. Onlarla iyi geçinilmeli, üzüntü ve sevinçleri paylaşılmalıdır.

            Aile geçimsizliklerinin giderilmesinde anaya, babaya, yakın akraba ve komşulara büyük görevler düştüğü unutulmamalıdır. Yangını başta söndürmek çok daha kolaydır. Büyüklerin uyarı ve yol gösterme görevi vardır. Maddi ve mânevi destek olunmalıdır.

Eskiden ana baba : “Kapıdan kovarsa, pencereden, bacadan gir” der ümit vermezdi. Ya şimdi : “kapım açık”, “sofrada yer ver”, “o olmazsa başkası olur” gibi sözlerle ateşe benzin sıkılıyor, körükle gidiliyor. Yangın çıkarılıyor ve seyrediliyor… Sonuçta yuva yıkılıyor.

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir