AİLE YUVASINDA GENÇLER ANNE VE BABALARIYLA NEDEN ANLAŞAMIYORLAR?

            -Baştan serbest bırakıyorlar. İhmâl veya biraz büyümelerini bekliyorlar, sonrada anlaşamıyorlar.

            -Bazı anababalar devamlı eleştirdiği için, başkalarının yanında hatasını yüzüne vurduğu için genç isyan ediyor.

            -Ana baba çocuğunun genellikle tıpatıp kendisi gibi olmasını istiyor. Aradaki yaş farkını unutuyor. Kültür farkını unutuyor.

            -Ana baba, çocuğun herşeyine karışıp onu bunaltıyor.

            -Aşırı baskıcı olmak da yanlış, aşırı himayeci olmak da yanlış, ısrarcı olmak da yanlış…

            -Çocuğa güvenmemek, yalan söylediğini imâ etmek…

            -Devamlı öğüt vermek, sürekli nasihat etmek çocuğu bıktırıyor.

            -Hep yanlış anlamak, yanlış değerlendirmek…

            -Çocuk hakkında tek başına karar vermek, tek başına  kural koymak…

            -Çocuğu dinlememek, fikrine saygı duymamak, vs…

            Bunlar çocuğu ve gençleri üzen, zıtlaştıran isyan ettiren hususlardır.

            Aileyi ayakta tutmak ve devamını sağlamak, eşlerin elindedir. Evlilik menfaate dayalı, kuru bir aşkla yürümez. Aşkın gözü kördür.

            Adamın biri evlenmiş, başta eve hiç boş gelmemiş, hanım kapıda karşılar elindekileri alır, derken adamın maddi durumu biraz sarsılmış, boş gelmeye başlamış, kadın karşılamaz olmuş, kapıyı bile açmamış, adam kapıyı açıp girmiş, selâm vermiş, hanım mutfaktan çıkmamış. Adam sormuş:

            -Hanım hasta mısın?

            -“Hayır” demiş hanım. Adam :

            -Peki ne var söylesene? deyince kadın beyine bakmış ve:

-“Adam senin gözünün biri körmüş ya!” demiş.

            Baştan bazı şeyleri aramıyoruz. Ama evlilik onlarsız olmuyor. Aile onlar olmadan devam etmiyor.

            Bugün herşey ailenin aleyhine işliyor. Sadakati bozuyor, ihaneti arttırıyor ve boşanmayı körüklüyor.

            Kadın sığınma evleri, herif sığınma evlerinin açılması bile aileler için dezavantajdır.

            Başta gençlerimizi, yalancı ve sahte mutluluklar aldatıyor. Evliliğe gençler kendileri karar verdikleri gibi, boşanmaya da kendileri karar veriyor.

            Özün özü, müslüman Türk aile yapımını yozlaşmaktan, yıkılmaktan korumazsak, bu gidiş toplum yapımıza zarar verecektir.

            Aile yuvalarımızın kıymetini bilelim, unutmayalım; bir şeyin kıymeti, kaybetmeden anlaşılmıyor.

            Mutlu aile, ahirette de devam edecektir. Eşini kaybedenler, onun hatırasını yaşatsın, eşini mutlu edecek sevaplar göndersin. Ahirette yüzyüze gelince mahçup olacakları iş yapmasın.             Şu anda beraber olanlar da birbirlerine güzel davransın. Birbirlerinin yüzüne Allah rızası için baksın. Şahitlerin huzurunda verdikleri söze sadık kalsınlar. Allah’a söz vererek aldıkları emaneti korusunlar. Yuvayı yıkacak her türlü saldırıya beraberce karşı koysunlar. Böylece iki cihan saadetini yaşasınlar.

            Asla tek taraflı kavga olmaz. Kırgınlık anında eşler : “Benim suçum yok mu?” “Acaba ben ne kadar suçluyum?” diyecek olursa, yuvalar daha az yıkılacaktır.

            Her ailede eşler, kendini bir yarım, eşini de bu yarımı tamamlayan bir başka yarım görürlerse, ailede uyum ve ahenk bozulmayacaktır.

            Sonuç olarak ;

            İslâm’da ailenin devamı için evlenmek emredilmiş, çocuk edinilmesi istenmiş, Allah’ın hakkından hemen sonra ana baba hakkına riayet istenmiş, eşlere görevler verilmiş ve birbirinden sorumlu tutulmuş, iyi geçinmeleri ve birbirinin haklarına uymaları istenmiştir.

            Aile için, çocuklar için çalışmak ibadet, harcamak sadaka olarak kabul edilmiştir.  

            Kur’an’da : “Ey inananlar kendinizi ve aile fertlerini yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” buyrulmuştur. (Tahrim Sûresi:6)

            İnsan fıtratına en uygun aile hayatıdır.

            Bugün dağılmış aileler, aile dışına itilmiş yaşlılar, yuvayı terk etmiş gençler, çocuklar, sokaklara düşmüş, mal gibi alınıp satılan, özgürlük sevdalısı kadınlar göz önüne getirilecek olursa, evliilğin ve aile ocağının değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Aileyi kaybetmiş kişi ve toplumlara özenilirse , geleneksel aileye bağlı kimseler kınanırsa, aile yuvalarımızı ayakta tutamayız. Manevi değerleri inkârla bir şey elde edemeyiz.

            Medyamızın görevi, sanki aile yuvalarını yıkmak. Herkesten çok çalışıyor, yayınlar reklâmlara kadar ailenin aleyhine, aileyi oluşturan, fertleri birbirine bağlayan değer yargıları gün geçtikçe zayıflıyor. Şöyle bir örnek vermek istiyorum :

            Bir şehirli köye gitmiş, yanında pilli cep feneri varmış. Köylü sigarasını fenere dayamış, yakmak ister gibi durmuş. Şehirlide “ne kadar cahil” diye düşünerek uzun süre lambayı tutmuş ve köylüye : “Sen bunun sigara yakmayacağını bilmiyor musun?” demiş. Köylü : “Bilmez olur muyum, ben senin pilini bitiriyorum” cevabını vermiş. Biz farkında olmadan pilimizi bitiriyorlar, canımızı okuyorlar.

            Siyanizmin gizli tamiminin 2. maddesinde : “Aile hayatını yıkınız” emri vardır.             Şer kuvvetleri, mutluluk adına, mutluluk vâdederek yuva yıkıyor…

            Mustafa Necati Özfatura’nın bir makalesinde okumuştum. “Siyanizmin yan kuruluşu olan ve merkezi New York’ta bulunan “Dünya Milletlerini Tanıma Enstitüsü’nün 1987 Genel Kurulu’nun Türkiye’deki sağlam aile yapısını yıkmak için medya ve bilhassa TV yayınlarıyla Türk Ahlâkının çökertilmesi kararı alınmıştır. Ve bu karar basın, film, tiyatro ve bilhassa bazı özel TV’lerce icra edilecektir:”

            Mehmet Akif şöyle diyordu :

            “Biz ki her mevcudu yıktık, gayesiz bir fikir ile, yıkmadık bir şey bıraktık… sade bir aile.”

            Ne yazık ki bu gün oda tehlikede, o da elden gidiyor. Aile giderse çok şey gider. Onun için aileyi gözden çıkarmamamız lâzım.

0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir